İnsanı hiç de şikayetçi olmayacağı bir döngünün içine sokabilecek bir hadisedir bu
empati, aslında hadise de değildir ama "his" hiç değildir, eylem olma vasfı taşımadığı ise zaten ayan beyan ortadadır, öyle şekilsiz ama sempati kelimesine olan yakınlığıyla tanınan bir davranış modelidir işte.
Empati için öncelikle birden fazla insana ihtiyaç vardır ki bu insanlardan biri veya birkaçı anlaşılan diğeri/diğerleri de anlayan olarak konumlanacaktır, böylelikle "empati"yi "dansa davet" gibi bir oyun olarak algılamak da mümkün olacaktır.
Empati yapma/kurma aşamasında olan kişi yani "anlayan" karşısındakine yani "anlaşılan"a hint şarkıları eşliğinde konsantre olmak, bazı bazı kafasını öne doğru eğip gözlerini kısarak bakmak, elim sende diyerek vurup kaçmak, ensesine temiz bir tokat patlatmak, karşısında amuda kalkmak gibi eylemlerde bulunabilecektir, bu yadırganmamalıdır, her "anlayan"ın farklı bir tarzı olabilir.
Empati safhasına gelindiğinde ise "anlayan" yukarıdaki eylemlerin herhangi biri veya daha eli yüzü düzgün işler yapmak suretiyle iletişimde bulunduğu kişinin duygularını anlamaya çalışacak ve eşek değil ya başaracaktır. Bu başarıyla birlikte fonda müslüm gürses şarkıları veyahut bağlama sesi ile birlikte gerçekler gözün önünde uzun atlama yarışına geçecekler ve "anlayan"ın vicdanı kağıt kesiğine maruz kalmışcasına sızlayarak "anlaşılan" ile iletişiminde etken olarak rol aldığı her evrede yaptıkları, söyledikleri, söyleyecek olup da unuttukları metrajı fazla kaçmış kısa film şeridi gibi tura çıkacaktır. Bu aşamadan sonra olayları
karşı pencereden görmeye başlayacak olan "anlayan" için gördüğü manzara ise tümden kafasını karıştıracaktır. Zira, karşı pencereden herşey ne kadar da "bardak dolu"dur, oysa kendi penceresinden baktığında "bardak tamamen boş" idir, bir dakika bir dakika burada kime haksızlık yapılmaktadır?
"Anlayan" kendisini "anlaşılan"ın yerine koyduğu için bu sefer de "anlaşılan"ın gözüyle kendisini anlamaya çalışmış ve bütün rolleri birbirine karıştırdığı yetmiyormuş gibi bir de gördükleri karşısında şoka uğrayarak tedirginlik yaratmıştır. Dolayısıyla, "anlayan" ufak bir döngüyle kendisini, kendisinin yerine koymaya çalışırken bulmuş ve soluğu aynanın karşısında alarak kendinden güzel olup olmadığını sorgulamaya başlamıştır. Bu trafiğin her iki yönde akıcı olarak sonsuza dek sürmesi mümkün olduğundan "hızır idi yunus idi" riskine karşı döngüyü burada kesmenin doğru olacağı kanaatindeyim.
Olayı bir örnekle de perçinlemek gerekirse;
Hasta olan "anlayan" etrafındakilere kaprisleriyle kök söktürmekte, özcan deniz-illallah.mp3 moduna sokup sokup çıkarmakta iken birden elektrik çarpmışcasına titrer ve kendisine çorba yedirmeye çalışırken, hapşırık tozu yutmuş fil gibi hapşırmalarına maruz kalarak çorbayla banyo yapmak zorunda kalan anneciğine/sevdiceğine bakarak sarmaşık gülleri'ndeki hülya koçyiğit hüznüyle dolar, hapşırmayı keser (vay adi bilerek yapıyormuş demek) ve en az sevdimseni.com sitesindeki ışıklı gifler kadar sevgi pıtırcığı bir hale bürünür. Ancak bir süre sonra bu sevgi pıtırcıklığı halinin karşı tarafta nasıl bir gevşemeye, "nane limonu da kalk kendin yap, ölmezsin ya" üşengeçliğine yol açtığını görür ve saatte 180 km'lik bir hızla 180° dönerek, halini görüp derin acılara kapıldığı kendinin aslında yaptıklarında ne kadar haklı olduğunu anlar.
İletişim ve etkileşimin sağlıklı olması temenni ediliyor ise empati kurmanın bir gereklilik olduğu
açık olsa da bu anlama sürecinin kişinin kendisini unutacak raddeye varmasının sağlıksız olduğu ortadadır. Sürekli olarak karşısındaki insanın duygularını düşünerek yaşayan bir insanın ne kadar iyi bir insan olduğuna ilişkin methiyeler düzülebilecek de olsa, bu kişinin bir süre sonra tamamen başkalarını anlama ve mutlu etmeye (en azından mutsuz etmemeye) odaklı hali nedeniyle kendi şahsına sırt çevireceği kuşkusuz olup, ikinci plana attığı kendini toparlaması çok daha uzun zaman alacaktır.
Dolayısıyla, empati gerçekten ölçüsü iyi ayarlanması gereken bir davranış modelidir, manavdan soğan alıyormuş gibi bir hale bürünmenin kimseye faydası olmayacaktır. Zira, empati kurmak aslında, kişinin bir başkasının hissettiklerini de yüklenmek suretiyle o başkasına yapabileceği en büyük iyiliklerden, kendisine de yapabileceği en büyük kötülüklerden biridir.
empati, aslında hadise de değildir ama "his" hiç değildir, eylem olma vasfı taşımadığı ise zaten ayan beyan ortadadır, öyle şekilsiz ama sempati kelimesine olan yakınlığıyla tanınan bir davranış modelidir işte.Empati için öncelikle birden fazla insana ihtiyaç vardır ki bu insanlardan biri veya birkaçı anlaşılan diğeri/diğerleri de anlayan olarak konumlanacaktır, böylelikle "empati"yi "dansa davet" gibi bir oyun olarak algılamak da mümkün olacaktır.
Empati yapma/kurma aşamasında olan kişi yani "anlayan" karşısındakine yani "anlaşılan"a hint şarkıları eşliğinde konsantre olmak, bazı bazı kafasını öne doğru eğip gözlerini kısarak bakmak, elim sende diyerek vurup kaçmak, ensesine temiz bir tokat patlatmak, karşısında amuda kalkmak gibi eylemlerde bulunabilecektir, bu yadırganmamalıdır, her "anlayan"ın farklı bir tarzı olabilir.
Empati safhasına gelindiğinde ise "anlayan" yukarıdaki eylemlerin herhangi biri veya daha eli yüzü düzgün işler yapmak suretiyle iletişimde bulunduğu kişinin duygularını anlamaya çalışacak ve eşek değil ya başaracaktır. Bu başarıyla birlikte fonda müslüm gürses şarkıları veyahut bağlama sesi ile birlikte gerçekler gözün önünde uzun atlama yarışına geçecekler ve "anlayan"ın vicdanı kağıt kesiğine maruz kalmışcasına sızlayarak "anlaşılan" ile iletişiminde etken olarak rol aldığı her evrede yaptıkları, söyledikleri, söyleyecek olup da unuttukları metrajı fazla kaçmış kısa film şeridi gibi tura çıkacaktır. Bu aşamadan sonra olayları
karşı pencereden görmeye başlayacak olan "anlayan" için gördüğü manzara ise tümden kafasını karıştıracaktır. Zira, karşı pencereden herşey ne kadar da "bardak dolu"dur, oysa kendi penceresinden baktığında "bardak tamamen boş" idir, bir dakika bir dakika burada kime haksızlık yapılmaktadır?"Anlayan" kendisini "anlaşılan"ın yerine koyduğu için bu sefer de "anlaşılan"ın gözüyle kendisini anlamaya çalışmış ve bütün rolleri birbirine karıştırdığı yetmiyormuş gibi bir de gördükleri karşısında şoka uğrayarak tedirginlik yaratmıştır. Dolayısıyla, "anlayan" ufak bir döngüyle kendisini, kendisinin yerine koymaya çalışırken bulmuş ve soluğu aynanın karşısında alarak kendinden güzel olup olmadığını sorgulamaya başlamıştır. Bu trafiğin her iki yönde akıcı olarak sonsuza dek sürmesi mümkün olduğundan "hızır idi yunus idi" riskine karşı döngüyü burada kesmenin doğru olacağı kanaatindeyim.
Olayı bir örnekle de perçinlemek gerekirse;
Hasta olan "anlayan" etrafındakilere kaprisleriyle kök söktürmekte, özcan deniz-illallah.mp3 moduna sokup sokup çıkarmakta iken birden elektrik çarpmışcasına titrer ve kendisine çorba yedirmeye çalışırken, hapşırık tozu yutmuş fil gibi hapşırmalarına maruz kalarak çorbayla banyo yapmak zorunda kalan anneciğine/sevdiceğine bakarak sarmaşık gülleri'ndeki hülya koçyiğit hüznüyle dolar, hapşırmayı keser (vay adi bilerek yapıyormuş demek) ve en az sevdimseni.com sitesindeki ışıklı gifler kadar sevgi pıtırcığı bir hale bürünür. Ancak bir süre sonra bu sevgi pıtırcıklığı halinin karşı tarafta nasıl bir gevşemeye, "nane limonu da kalk kendin yap, ölmezsin ya" üşengeçliğine yol açtığını görür ve saatte 180 km'lik bir hızla 180° dönerek, halini görüp derin acılara kapıldığı kendinin aslında yaptıklarında ne kadar haklı olduğunu anlar.
İletişim ve etkileşimin sağlıklı olması temenni ediliyor ise empati kurmanın bir gereklilik olduğu
açık olsa da bu anlama sürecinin kişinin kendisini unutacak raddeye varmasının sağlıksız olduğu ortadadır. Sürekli olarak karşısındaki insanın duygularını düşünerek yaşayan bir insanın ne kadar iyi bir insan olduğuna ilişkin methiyeler düzülebilecek de olsa, bu kişinin bir süre sonra tamamen başkalarını anlama ve mutlu etmeye (en azından mutsuz etmemeye) odaklı hali nedeniyle kendi şahsına sırt çevireceği kuşkusuz olup, ikinci plana attığı kendini toparlaması çok daha uzun zaman alacaktır.Dolayısıyla, empati gerçekten ölçüsü iyi ayarlanması gereken bir davranış modelidir, manavdan soğan alıyormuş gibi bir hale bürünmenin kimseye faydası olmayacaktır. Zira, empati kurmak aslında, kişinin bir başkasının hissettiklerini de yüklenmek suretiyle o başkasına yapabileceği en büyük iyiliklerden, kendisine de yapabileceği en büyük kötülüklerden biridir.
