10 Ocak 2011 Pazartesi

evlenmeden olmaz


Ama evlenince nasıl oluyor kısmı tam bir muamma.

Her ne kadar günümüzde evliliğe karşı olup, birlikte yaşamayı tercih etmek bir nevi özgürlüğünden vazgeçmeme ile toplumun öngördüklerine baş kaldırma simgesi haline gelmiş olsa da pratik anlamda ikisinin herhangi bir fark taşıdığını söylemek mümkün değildir. Sonuçta, her ikisinin de iki bireyin birlikte bir yaşam sürmek adına "ben"lerinden bir şekilde vazgeçip "biz" olabilme adına verdiği tavizlerden kurulu bir düzen olduğu söylenebilir. Ancak, söz konusu tavizlerin hangi tarafın "kesesine bereket" olacağı noktasına gelindiğinde ufaktan tehlike çanlarının çalmaya başladığı da bir gerçek.

Birlikte yaşamak fiilini bir kenara bırakıp, salt evlilik açısından durumun nasıl tezahür edeceğine bakarsak biraz ürpetici bir gerçekle karşılaşmamız olası : "evinin kadını, çocuklarının anası olmak/iyi aile babası olmak". Keza, bu sıfatların ağırlığı altında ezilip gittikçe,"yükselen biz değiliz bak alçalan benlikler" nidalarının atılmaya başlanma olasılığı bir hayli yüksek.

Evliliğin bu "vazgeçme" misyonunu fazlasıyla, en birinci olarak tamamladığı düşünen erkek cinsi, dişilerine bu vazgeçme yolunda yaptıkları teklifi adeta hamdi bey'in teklifi olarak görmekte, adeta "yokum" dese de iş "kutu"ya gelene kadar idare etsek çakallığıyla hadiseye yaklaşmaktadır. Karşı cins eleştirilerinin "ergenus" psikolojisiyle en uzağa pratik ve teorik olarak kimin işeyeceği ortada iken "önemli olan katılıp kendini göstermekti" mantığıyla yapılmasından rahatsız bir insan olsam da atalarının kendilerine bahşettikleri genler nedeniyle "evlilik" lafıyla birlikte kuyruğu kesilmiş kertenkeleye dönen erkekleri hem sevip hem yermek gerekebiliyor.

Evlilik ile birlikte tüm hayatının değişeceğini ve odak noktasında sapmalar oluşacağını düşünen erkek bu kararı ömrü boyunca alıp alabileceği en büyük kararlardan biri olarak görmek suretiyle kendisini strese soktuğundan, karşısındakine bu durumu had safhada yansıtarak, konuyu adeta bir "lütuf" mertebesine ulaştırabilmektedir. Ancak ve ancak, kendisinden "bu derece" taviz vererek lütufta bulunan erkeğin evlilik içerisindeki rol dağılımında bu kadar cömert davranmayacağı ise bir sonraki dersin konusu olmasına rağmen sınavda çıkacaktır.

Kadın ise, evlenilme ihtiyacı içerisinde olan aksi takdirde toplum tarafından çeşitli yakıştırmalara tabi tutulup parmakla gösterilecek, gerekirse turşusu kurulup bir afiyetle yenecek insan evladı olduğundan bu lütufa karşı koyacak değildir elbette. Yalnız, kadının bu derece büyük bir minnet altında bulunmasını yeterli görmek hiç adil olmadığından, kadının eşinin istek, öneri, arzu, emir, keyif vs. gibi bütün tatmine yönelik hissiyatlarına maddi ve manevi hizmet etmesi lazım gelmektedir.

Kadın, eşi isterse işini bırakacak, kabul ettirebilirse işine gidecek ama kesinlikle ve kesinlikle eşi işten gelince eşinin karnını doyuracak, masajlarla eşinin yediklerini sindirmesini sağlayacak, gerekirse kedi gibi göbeğini sıvazlayarak gazını çıkarttıracak kikirdeyerek, eşinin derdi varsa dinleyecek ama eşi yorgun olup dinleyemeyeceğinden kendisi pek fazla konuşmayacak- mimiklerini kullanması yeterlidir-, eşinin istediği programı pür dikkat izle... mese de olur o sırada çeşitli ikramlarda bulunması bundan çok daha mutlu edecektir zira, temizlik ve ütü gibi gereksinimler çoktan halledilmiş olduğu için bunun konusunun dahi geçmesini sağlamayacak, yatma vakti geldiğinde ise tüm gün çok yorulduğu için artık keyif yapması gereken eşine karşı bütün maharetlerini gösterecek, gerekirse duvarları yırtacak, boruya tırmanacak, ttaklacı güvercinlere taş çıkartacak, sabah erkenden kalkıp kahvaltısını hazırlayacak, elleriyle yedirecek yiğidine... ama herşeyden önce sürekli lastiği gevşemiş gibi gülümseyecek, bakımlı olacak bir kere zaten kadın dediğin, tuvaleti temizledikten sonra adriana lima'ya.... hadi hiç olmadı erkek ayfer'e benzemeyecek en azından.

Evet, kadın sürekli minnetini belli edecek eşine, kendisiyle evlenerek ne büyük bir lütufta bulunduğunu düşünecek sürekli eşinin, daha fazla didinecek, çocuk yapacak, geyşa olacak, sosyal olacak, sessiz olacak, seksli olacak, kocasından daha az ama diğer herkesten daha zeki olacak, anlayış ve sabırda peygamber gibi olacak, olacak ki kendisine yapılan iyiliğin karşılığını bir nebze olsun verebilsin. Erkeğiyle evlenme şansına erişebildiği için yatsın kalksın, çiçeğe böceğe, dağa kaçan tavşana, gerileyen Merkür'e anlatsın mutluluğunu..

Adamlar haklı, evlilik onlar için gerçekten çok zor, evlilikten kaçmayıp da ne yapsınlar?




4 yorum:

  1. Peki erkek icin hakikaten lutuf degil mi? Yani tamam haklisin erkek egemen seksist bakis biraz suyunu cikariyor ama bir cok kizimiz sadece evlenmek icin yaratilmamis mi?

    Ayrica blog yazilarina ara vererek kendine cok haksizlik etmissin. Kalemin guclu. Kendin gibi oldugun zaman pucca yi yersin:) genel kulturun populer tosbagalara bir gomlek ustun geliyor :) devam...

    Onurvant

    YanıtlaSil
  2. Kesinlikle hak vermekle beraber bana kalsa daha da uzatırım hatta lafı. İsmini vermeden bahsini geçireceğim bir hanımkızımız o kadar inanmış ki "evliliğin" gücüne !, beni her gördüğünde 2 lafın arasında nasıl da yalnız olduğumu tekrar edip duruyor. Ben ona planlarımı anlatıyorum. Ne biliyim şuraya gitmek istiyorum, şunları başarmak istiyorum diyorum, o en beni anlamayan haliyle yüzüme bakıyor. Sonuç olarak ben kocası ve imkanlarından vazgeçememiş bir hatun tarafından bir nevi hor görülmüş oluyorum, ama ben onun kocasını gazlamak için en yapmacık haliyle "süpermenim o beniiiiiiim" deyişiyle dalga geçemiyorum. Aksine o kendini çakal sanıyor çünkü senin de yazında vurguladığın gibi bunlar zaten yapılması gerekenler olmuş oluyor.
    Benim merak ettiğim şey 2 dangalağın evliliğe nasıl yaklaştığından ziyade hayata yaklaşım oluyor bir adım sonrasında. Evlilik insanın uygun kişiyi bulamazsa hayallerinden vazgeçtiği, "evli kadın/erkek öyle davranmaz"larla dolu abuk subuk bir kurum. Kurum bu kadar saçma sapan misyonlarla yüklü olunca normal insanı bile manyak eder hiç şaşırmam. Benim daha çok güldüğüm bir şey var ama. Nicedir "evlenme saikiyle" hareket eden arkadaşlarım var etrafımda. Sırf bu statusel baskılardan dolayı evlenip, sonra benim yapacaklarım vardı diye antropoza/menpoza girmiş gibi ortalıkta koşuşturmak ama yeri geldi mi ben görevimi yerine getirdim diye hava atmayı kendine görev edinmiş tipler. Geçen gün onlardan bir tanesine samimiyetimizin onun evliliğinden sonra bize getirdiği samimiyetsizliğe dayanarak belirttiğim üzere, "17 yaşında biz evlenicez diye yüzük takanlar bana daha samimi/saygıdeğer geliyor, en azından tek dertleri sevgi."

    YanıtlaSil
  3. işte ben de aynen bu dediklerine anlam veremiyorum zaten. bir insan niye evlenmek için evlenir? evlenmek bir görev midir, ulaşılması gereken bir hedef midir? insan evlenince ne elde edeceğini zanneder? evlilik sevdası hemcinslerimizde daha fazla olduğu için onlara antitez sunmaya çalıştım ama baksana sayın iste bile itiraz etti hemen inceden :)

    velhasıl ben de bir insanın evlenme teklifi alınca çevresi tarafından çok önemli bir iş başarmış gibi muamele görmesini, yine bir insanın evleniyor olmasından dolayı "kayıp" addedilmesini hiçbir zaman kabul edilebilir bulamayacağım gibi toplumun evlilik kurumuna yüklediklerini de bir veba gibi görmeye devam edeceğim. umarım "mahalle baskısı" beni de seni de değiştirmez sonunda :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) Birisi bana "feminist söylemlerin kocayı bulana kadar olmaz inşallah " demişti . Seninki de bana onu hatırlattı:)) Başarılı bir yorumdu :)
      Mahalle baskısının içinde büyüyüp baskıyı eleştirdikten sonra kendimce bir keşfim olarak bir insanı çok sevmek o insanı baskılardan tutabildiğim kadar uzakta tutmak demek benim için .Herkes anne baba rol modelinden yaklaşıyor inceden sonuçta olaya. Eğer babam hala annemin keyfi kaçtığında, onu milyon kere mutsuz görmüş insan olarak 30 yılın sonunda "şuraya gitmek istiyordu süpriz yapalım götürelim" diyebiliyorsa , daha en baştan bekarlığa veda diyip "game over " yazan bir saygısızla 30 yılı devirebileceğime ben inanmıyorum. O adamın da benim mutsuzluğuma 30 sene sonra duyarsızlaşmama ihtimaline inanmıyorum. Bunlar hep saygısızlık özünde kadına. Üstelik nesil nesil artıyor azalacağına.
      Az önce kurduğun "evlenmek hedef midir?" cümlesini daha bugün telefonda bir arkadaşıma kurdum. Biz değişmeyeceğiz onlar değişecek , ben buna inandırmaya karar verdim kendimi en azından:)

      Sil